düğmeye basıldı türkiyenin ipi çekildi adım adım karanlık gunlere dogru gidiyoruz ve bu karanlıktan düşman olarak görüp sorumlu tuttuğumuz kim varsa onlar kadar sucluyuz karanlık gunlerdede suçlamaya devam edecegiz zaten.faili olduğumuz cinayetrin sorumlusunu aramayada devem edeceğiz.buyuk patronların verdikleri rolu onlara düşmanmış gibi oynayıp işlerine ne geliyorsa yapmaya devam ediyoruz.
hayat satranca o kadar cok benziyorki.ancak önündeki hamleleri hayal edebilen aklını kullanabilen kazanabiliyor bu oyunu..şansa hiç yer yok konsantrasyonunu kaybeden kaybediyor..
bizde farkındaysanız konsatrasyonumuzu ,öngörümüzü,aklımızı kaybetmiş durumdayız.kuyumuzu kazıyoruz.seçenekler bizim için cazip değilse yeni seçenekler üretmeliyiz.onun yada bunun etrafında hep beraber toplanamıyorsak etrafında toplanabileceğimiz başka amaçlar bulmalıyız.birlik olmassak hatta birbirimize düşman olursak hiç şansımız yok.
düşmanlarımız ellerini ovuşturuyor biz birbirimize bağırırken, biz insanca birbirimizle konuşamıyoruz.bu topraklardan başka yaşayacak yerimiz yokken sevemediklerimizde burada diye ateşe vermekten çekinmiyoruz yuvamızı.
aklında bir fikri olan paylaşşın,dedelerimizin kurtuluş savasında kenetlendiği gibi birleştirebilen varsa birleştirsin bizi çünkü yine o zamanlardaki gibi savaştayız ve dahada kötüsü gölgelerle savaşıyoruz.aklı selim insanlar neredeyse meydana çıkıp farklarımızı değil aynı olan yönlerimizi anlatsın artık..son kale de düşmeden birşeyler yapalım artık..düşman sandıklarınızdan daha iyi dost,kardeş olabileceğiniz hiç kimse yok uyanın artık.
Translate
28 Mart 2014 Cuma
8 Mart 2014 Cumartesi
ÇOCUKLAR
bugün internette suriyede 10 kişinin idam edilişini seyrettim.film seyredercesine normal birşeymiş gibi.10 tane anası babası olan,arkadaşları öyle böyle bizim gibi hayatları olan insan birkaç saniye içinde öldürüldü.bu acı olayın içinde en acısı bu insanların içinde 10 yaşında bir çocugunda olmasıydı.nasıl korkunç bir dünyada yaşıyoruz inanmak istemedim..yarın aynı şeyin başımıza gelmemesi için 10 kişiden 100 kişiden dahada kalabalık olmalıyız.aynı şeyin başklarının tekrar başına gelmemesi içinde milyonlar olmalıyız.daha adil bir dunyanın olması için daha ne beklıyoruz.birçok insanın geleceğine inandığı mehdiyi geldiğinde tanıyacağımız düşünüyorsak neler yapacağınıda az çok kestirebiliyor olmamız gerekıyor.tek başımızada olsak içimizdeki mehdiyi dinleyip daha adil,daha çömert,daha dürüst,daha şevkatli,daha saygılı,daha temiz insanlar olmak için ne beklıyoruz.
işin kötü tarafı sanırım hepimizin içimizde hissettiğimiz doğru insanlar olduğumuz fikri kocaman bir yalan.biz iyi insanlar değiliz,bunca haksızlık varaken sessiz kalarak yada en azından içimizden bu olanlara nefret edemeyerek dilsiz şeytanlar oluyoruz.şeytanlar cennete giremez bizde giremeyeceğiz malesef.
kişisel menfaatlerimiz için yaşıyoruz ve kendimizi cuma günü camıye gidip,ramazanda birkaç gün oruç tutup yoldaki dilenciye elli kuruş vererek kusursuz müslümanlar yapıyoruz.şizofren beyinlerimizde hastalıklı bir cennetin hayaliyle ölüme yaklaşıyoruz.paylaşmayı bilmiyoruz.komşumuz açken tıkabasa yiyip yatabiliyoruz,kendimiz için istediklerimizi başkalarında görüp kıskançlıktan çatlıyoruz,parayı,mevkiyi,şöhreti kendimize tanrılar edinip onlara gizli gizli tapıyoruz.
hazır nefes alıp verebiliyorsak hala değiştirebilecek şeyler var demektir.değiştiremıyorsak malesef kaybedenlerde olacagız..dünyada en çok neyi arzuluyorsak,neler düşünüp hayalını kuruyorsak onların yanında dirileceğiz öteki tarafta.
büyük ihtimal yazdıklarım hiçkimse tarafından okumayacak.yanlışlıkla okuyan olursada saçmalık diyip geçecek buyuk ihtimal..doğru bunlar benim saçmalıklarım olabilir ama okuduysan yarın yolda gördüğün herhangi birine sebepsiz bir tebessüm etsen,senden daha çok ihtiyacı olan birine metroda yer versen,çöpleri karıştırıp karton toplayan çocugun cebine 50 lira sıkıştırsan ölmezsin belki akşam biraz daha rahat uyursun.onlarında senın gibi ınsanlar olduğunu unutmadan yaşarsan belkı kendini biraz daha az yalnız hissedersin..aslında hepimiz köpekler gibi yalnızız itiraf edemıyoruz..en yakın arkadaşlarımızla bile o kadar yakın olamıyoruz bencilliklerimizden tiyatroda başrol oynayacagına kendi hayatında fiğuran olmayı kabullensek belkı hersey çok daha lezzetli olacak.
sen yinede bi düşün istersen
eyvallah
bugün internette suriyede 10 kişinin idam edilişini seyrettim.film seyredercesine normal birşeymiş gibi.10 tane anası babası olan,arkadaşları öyle böyle bizim gibi hayatları olan insan birkaç saniye içinde öldürüldü.bu acı olayın içinde en acısı bu insanların içinde 10 yaşında bir çocugunda olmasıydı.nasıl korkunç bir dünyada yaşıyoruz inanmak istemedim..yarın aynı şeyin başımıza gelmemesi için 10 kişiden 100 kişiden dahada kalabalık olmalıyız.aynı şeyin başklarının tekrar başına gelmemesi içinde milyonlar olmalıyız.daha adil bir dunyanın olması için daha ne beklıyoruz.birçok insanın geleceğine inandığı mehdiyi geldiğinde tanıyacağımız düşünüyorsak neler yapacağınıda az çok kestirebiliyor olmamız gerekıyor.tek başımızada olsak içimizdeki mehdiyi dinleyip daha adil,daha çömert,daha dürüst,daha şevkatli,daha saygılı,daha temiz insanlar olmak için ne beklıyoruz.
işin kötü tarafı sanırım hepimizin içimizde hissettiğimiz doğru insanlar olduğumuz fikri kocaman bir yalan.biz iyi insanlar değiliz,bunca haksızlık varaken sessiz kalarak yada en azından içimizden bu olanlara nefret edemeyerek dilsiz şeytanlar oluyoruz.şeytanlar cennete giremez bizde giremeyeceğiz malesef.
kişisel menfaatlerimiz için yaşıyoruz ve kendimizi cuma günü camıye gidip,ramazanda birkaç gün oruç tutup yoldaki dilenciye elli kuruş vererek kusursuz müslümanlar yapıyoruz.şizofren beyinlerimizde hastalıklı bir cennetin hayaliyle ölüme yaklaşıyoruz.paylaşmayı bilmiyoruz.komşumuz açken tıkabasa yiyip yatabiliyoruz,kendimiz için istediklerimizi başkalarında görüp kıskançlıktan çatlıyoruz,parayı,mevkiyi,şöhreti kendimize tanrılar edinip onlara gizli gizli tapıyoruz.
hazır nefes alıp verebiliyorsak hala değiştirebilecek şeyler var demektir.değiştiremıyorsak malesef kaybedenlerde olacagız..dünyada en çok neyi arzuluyorsak,neler düşünüp hayalını kuruyorsak onların yanında dirileceğiz öteki tarafta.
büyük ihtimal yazdıklarım hiçkimse tarafından okumayacak.yanlışlıkla okuyan olursada saçmalık diyip geçecek buyuk ihtimal..doğru bunlar benim saçmalıklarım olabilir ama okuduysan yarın yolda gördüğün herhangi birine sebepsiz bir tebessüm etsen,senden daha çok ihtiyacı olan birine metroda yer versen,çöpleri karıştırıp karton toplayan çocugun cebine 50 lira sıkıştırsan ölmezsin belki akşam biraz daha rahat uyursun.onlarında senın gibi ınsanlar olduğunu unutmadan yaşarsan belkı kendini biraz daha az yalnız hissedersin..aslında hepimiz köpekler gibi yalnızız itiraf edemıyoruz..en yakın arkadaşlarımızla bile o kadar yakın olamıyoruz bencilliklerimizden tiyatroda başrol oynayacagına kendi hayatında fiğuran olmayı kabullensek belkı hersey çok daha lezzetli olacak.
sen yinede bi düşün istersen
eyvallah
4 Mart 2014 Salı
Tüm dünyanın olduğu gibi beyinlerimiz hızla yıkanıyor.daha kolay yonetilebilen yapay hedefler peşinde koşan insanlar oluyoruz hızla.hepimiz birşeylerin fanatiği olup yargılayamadan tuttuğumuz tarafın dışında herşeye düşman oluyoruz ve bunu öyle fanatikçe yapıyoruzki içimizde allahtan geldiğine inandığımız bir huzurla saldırıyoruz karşımızdakilere.fetullahçılar tayyibe,fenerliler cimboma,batılılar doğululara ölesiye düşman.tamda çok öncelerden beri kurgulandığı gibi.daha önceleri bizi yıkamayanlar kendi kendimizi yok edebilmemiz için bize lazım olan herşeyi veriyorlar.kıllarını bile kıpırdatmadan çayın demlenmesi ,yoğurdun mayalanması gibi gereken zamanın geçmesini beklıyorlar.aslında butun gucumuzle aynı tarafta olmaya mecbur olduğumuz gunler geçiriyoruz.farkında değiliz .farkına vardığımızdada çok geç olmuş olacak.çok yakında mutlu geçen yılların sonuna geleceğiz.her tarafımızda olan karmaşa bizide yutacak yakında..yunanıstandaki yokluk,suriyedeki savas,ıraktaki kaos bizimde kapımızda ve bunu kendi kendimize yapıyoruz.gri yada kirli beyaz olamayız artık.ya bembeyaz yada simsiyah arasında seçim yapmamız gereken zaman geldi.düşmanımızı görmeye çalışmalız yoksa düşmanımızın maşası olmaktan başka işimiz kalmayacak.
neyin peşinden koşuyoruz farkındamısınız.birçoğumuz zor geçiniyoruz,ve ölüme kadar başkalarını dahada zengin edebilmek için çalışmak zorundayız.kölelik hiçbir zaman bu kadar korkunç ve organize olmamıştı..eskiden kölelrin karnını doyurmakla,barınacak yer vermekle sorumlu efendiler vardı.şimdi sadece işine yarayanı bir iş ilanıyla kapısına kadar zorlamadan getiren ve işini gördüğü sürece besleyen eğer çok şanslıysak,iyi bir okul bitirip kendimizi geliştirebildiysek ağzımıza bir parmak bal çalan patronlar var..geri kalanların yoksulluğu kımsenın umrunda değil.her sabah kendi kurduğumuz saatle uyanıp hiçkimse zorlamadan kırbaçlamadan esir kamplarımız kendi ayaklarımızla gidiyoruz..niçin..ıphone alabilmek için.
şeytan sandığımız kadar korkunç bir yaratık değil ama hepimizden çok daha zeki.yaptığı oyunlarla kendi kuyumuzu kendimize kazdırıyor.ruhsuz ,menfaatçi,karaktersiz insanlar olduk inanmassan haberleri yarım saat seyret.uyanmanın ve birlik olmanın tam zamanı.insanca yaşamayı ögrenemessek hayvanlar gibi ölecegiz.
neyin peşinden koşuyoruz farkındamısınız.birçoğumuz zor geçiniyoruz,ve ölüme kadar başkalarını dahada zengin edebilmek için çalışmak zorundayız.kölelik hiçbir zaman bu kadar korkunç ve organize olmamıştı..eskiden kölelrin karnını doyurmakla,barınacak yer vermekle sorumlu efendiler vardı.şimdi sadece işine yarayanı bir iş ilanıyla kapısına kadar zorlamadan getiren ve işini gördüğü sürece besleyen eğer çok şanslıysak,iyi bir okul bitirip kendimizi geliştirebildiysek ağzımıza bir parmak bal çalan patronlar var..geri kalanların yoksulluğu kımsenın umrunda değil.her sabah kendi kurduğumuz saatle uyanıp hiçkimse zorlamadan kırbaçlamadan esir kamplarımız kendi ayaklarımızla gidiyoruz..niçin..ıphone alabilmek için.
şeytan sandığımız kadar korkunç bir yaratık değil ama hepimizden çok daha zeki.yaptığı oyunlarla kendi kuyumuzu kendimize kazdırıyor.ruhsuz ,menfaatçi,karaktersiz insanlar olduk inanmassan haberleri yarım saat seyret.uyanmanın ve birlik olmanın tam zamanı.insanca yaşamayı ögrenemessek hayvanlar gibi ölecegiz.
1 Mart 2014 Cumartesi
Büyük Günah Nedir?
ihsan eliaçık
Acaba Kur’an’ın “büyük günah” dediği şey nedir?
Namaz kılmamak mı?
Oruç tutmamak mı?
Başörtüsü takmamak mı?
Kur’an’da “suç, günah, hata” tabirlerinden öte bir de “büyük suç/hata/günah” tabirleri geçiyor.
Baktığımızda bunların 7 yerde geçtiğini görüyoruz.
Ne olduğunu anlamak istiyorsanız, gelin birlikte bakalım.
Nuzül (iniş) sırasına göre sıralıyorum;
***
İlki NECM suresinde:
“Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Bu, kötülük yapanların karşılıksız kalmaması, güzellik yapanların ise daha güzeliyle karşılıklarını bulması içindir. Onlar ki arada bir hataya düşseler de büyük günahlardan (kebârie’l-ism) ve çirkin davranışlardan kaçınırlar. Rabbinin mağfireti geniştir; bundan hiç şüpheniz olmasın.” (Necm; 53/31-32).
{KEBÂİRE’L-İSM}: Sözlükte [كبر ] kökü “büyük olmak”, [ثما] kökü de “suç işlemek, günaha girmek” demektir. Bu iki kelimeden oluşan [كباءر الاثم ] ise “büyük günahlar” demektir. Bu deyim aslında sadece Müslümanlara değil; insanlığa önemli mesajlar vermektedir. Ayette geçen lemem kelimesi ise “Bir anlık şuursuzluk hali” demek olup (Razi) “küçük günahlar, ufak tefek hatalar” şeklinde meşhur olmuştur. Demek ki “Günahın büyüğü küçüğü olmaz” sözü doğru değildir. Suçun ve günahın büyüğü olur ve Kur’an bu anlamda büyükler (kebâir) demektedir.
Peki büyük günahtan ne anlamalıyız?
Ayet bağlamına baktığımızda, “Dünya ve ahiret Allah’ın’dır” (Necm; 53/25) ve “Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır” (Necm; 53/31) tekrarlı vurgularından da anlaşılacağı gibi büyük günah (kebâire’l-ism) “sahiplenme” (mülk) ile ilgilidir.
Keza aynı bağlamda “İnsan için emeğinden başka hakkı yoktur” (Necm; 53/39) ve “Onun emeği karşılığını görecektir (Necm; 53/40) tekrarlı uyarısından da anlaşılacağı gibi kişi emeğinden başka bir şeye sahip değildir. Bunu unutup örneğin çit çevirerek, emeği sömürerek vs. Allah’ın mülkünü ve insanların alınterini sahiplenmeye kalkışması büyük günah (kebâire’l-ism) olmaktadır. Sure bağlamından anlaşılan budur.
***
İkincisi VAKIA suresinde:
“İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su… Kapkara boğucu bir duman… Ne serinletir ne rahatlatır… Çünkü onlar bundan önce zenginliğin şımarttığı kimseler (mutrefîn) idi ve/yani büyük günah (hınsı’l-azîm) üzerinde ısrar ediyorlardı.” (Vakıa; 56/42-46).
{MUTREF}: “Bolluk içinde olan, şımarmış” demektir. Bolluk ve nimet içinde olmak, şımarmak (teref), konfor içinde olmak, nimetler içinde yüzmek (teterrûf), konfor, rahatlık, lüks, şımarıklık (teref) kelimeleri bu kökten… Demek ki mütref bir toplumun rahatlık ve konfordan şımarmış, “fors” sahipleri demektir… Bu durumda Kur’an’da sık sık geçen mele-i mütref “kavmin zenginlikten şımarmış ileri gelenleri” demek oluyor. Bugün için devlet beslemesi ailelere, sosyete çevrelerine, lüks ve sefahat içinde yaşayan zümrelere ve onlara özenenlere tekâbül eder. (Bkz. “Kur’an’da alttakiler ve üsttekiler” makalesi).
Bu durumda ayet bağlamında büyük günah (hınsı’l-azîm) insanlar açlık ve yoksulluk içindeyken zenginlik, bolluk ve refah içinde yaşamak ve bunun verdiği vurdumduymazlık ve şımarıklık (mutref) demek oluyor. Öyle ki böylesi tipler bu şımarıklık içinde hesap, kitap, mizan, yeniden diriliş nedir bilmezler, aldırış etmezler, bunları hiç umursamazlar.
***
Üçüncüsü İSRA suresinde:
“Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onlara da size de rızkı veren Biziz. Doğrusu onları öldürmek büyük bir günahtır (hıtaen kebîrâ).” (İsra; 17/31).
Yani: “Çalışmıyorlar, yağmaya, talana katılıp mal getirmiyorlar, hiç bir işe yaramıyorlar” veya “Beş parasız oldukları için zengin bir koca talip olmuyor, fakirlere gidiyorlar” veya “Büyüyünce tefeci bezirgânların eline düşerler, genelevlerinde çalıştırırlar, iyice rezil rüsva oluruz” veya “Belki bize acırlarda bol rızık ve mal verirler, onun için tanrılara kurban sunalım” diyerek çocuklarınızı sakın öldürmeyin. Bu çok büyük bir günah/cinayettir…
Çünkü bunlar Mekke’de oluyordu.
Görüldüğü gibi burada da konu (büyük günah) ve vurgu (mülk;zenginlik/yoksulluk) aynı.
***
Dördüncüsü ŞURA suresinde:
“Size verilmiş bulunan şeyler dünya hayatının metaıdır. Allah’ın yanındakiler ise iman edip sadece Rablerine dayananlar için daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Onlar büyük günahlardan (kebâire’l-ism) ve çirkin davranışlardan uzak dururlar.” (Şura; 42/36-37).
Yine buradaki büyük günah da (kebâire’l-ism) yukarıdaki Necm suresindeki ile aynı. Vurgu da oradaki ile aynı. Orada “Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır.” dendikten sonra gelirken, burada “Size verilen şeyler dünya hayatının metaıdır.” dendikten sonra kullanılıyor. Demek ki büyük günah (kebâire’l-ism) dünya hayatını (malı, mülkü) ve ondan gelen faydayı (meta) bencilce sahiplenmedir. Oysa mülk Allah’ındır (dünya hayatı; yer, gök, mal, meta) ve insan için emeğinden başka hakkı yoktur.
Ayetin devamında da büyük günahtan (kebâire’l-ism) kurtulmak için ne yapılması gerektiği açıklanıyor: Allah’a güvenmek, kalıcı olanın O olduğunu kabul etmek, mal ve meta hırsına kapılıp elde edemeyince öfkelenmemek, salât etmek, etrafına danışmak ve verilen rızıklardan infak etmek… (Şura; 42/37-38). Metnin dışına çıkmaksızın bağlamdan baktığımızda durum budur.
***
Beşincisi BAKARA suresinde:
“Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: ‘Onlarda hem büyük günah (ism kebir), hem de insanlar için yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür.’ Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: ‘İhtiyaçtan fazlasını.” (Bakara; 219).
Görüldüğü gibi burada da büyük günah (kebâire’l-ism) kavramının öncesinde içki ve kumar sonrasında da infaktan bahsediyor. Bu ikisi arasındaki bağlantı açıktır: Bir şeyi (kumar gibi) haksız yere sahiplenmek büyük gühahtır. Sahip olduklarının fazlasını elden çıkarmak (infak) gerekir. Bunu yapmayan da büyük günah işlemiş olur. Demek ki içki, kumar, zina, altın, ipek vs. “zenginliğin şımarttığı kimse” (mütref) davranışıdır. Onlara özenmemeliyiz. İşte sahip olduklarını infak etmeyip böyle heva ve heves yolunda harcayanlar büyük günah işlemiş oluyorlar.
İşte bu beş yer Kur’an’da büyük günah/suç/hata anlamında iki kelimeyle; kebârie’l-ism, hınsı’l-azîm, hıtaen kebîrâ, ism kebîr (tamlama) olarak geçen yerler.
Şu iki yerde de tek kelimeyle (kebâir) ve fakat aynı anlamda geçiyor:
***
Altıncısı yine BAKARA suresinde;
“Sana haram aylarda ve Mescit-i Haram'da savaşmayı soruyorlar. Onlara söyle: Haram aylarda ve Mescit-i Haram'da savaşmak büyük (kebîr) bir şeydir. Bu, insanları Allah'ın yolundan menetmek ve kâfirlik anlamına gelir. Halkı yerinden yurdundan sürmek ise Allah katında çok daha büyüktür (ekber). Baskı, zulüm ve zorbalık (fitne) öldürmekten daha büyüktür (ekber). Bu zalim zorbalar, eğer güçleri yetse yolunuzdan döndürünceye kadar sizinle savaşmaktan vazgeçmeyecekler.” (Bakara; 217).
Ayette neye büyük/daha büyük (kebir/ekber)) dendiğine dikkat ediniz: Haram aylarda ve Mescid-i Haram’da savaşmak… Halkı yerinden yurdundan sürmek… Baskı, zülüm, zorbalık…
Adeta denmek isteniyor ki: Sana haram ayda ve Mescit-i Haram’da savaşmayı soruyorlar. Bu çok kötü bir günahtır. Haram aylarda ve Mescit-i Haram’da savaşmak düpedüz insanları Allah’ın yolundan menetmek ve Allah’ı inkârdan başka bir şey değildir. (Ebu Muslim). Hem Allah’ın evini kendi tekeline alacaksın, hem de bu anıtın gerçek sahiplerinin oraya girmesine engel olacaksın. Allah’ın savaşmayı yasakladığı aylarda silâh çekmekten, kan dökmekten çekinmeyeceksin. Allah’ın Evi’ni savaş ve kan dökülen bir yer haline getireceksin. Ne ayların ne de Ev’in hiçbir saygınlığına uymayacaksın. Bunları ihlâl doğrudan Allah’ı inkârdır. Üstelik ahaliyi yerinden yurdundan edeceksin. Allah’ın Evi’nin gerçek bağlılarını şehirden süreceksin, “Buralar benim” diye kibrinden geçilmeyecek! Bu da zulüm üstüne zulümdür. “Hem suçlu hem güçlü” diye buna denir. Şüphesiz savaş iyi bir şey değil. Haram aylarda ve Mescit-i Haram’da savaş ise daha kötüdür. Baskı, zulüm ve zorbalık (fitne) ise savaştan çok daha kötü, çok daha beterdir.
Görüldüğü gibi ayette büyük günahın mantığı aynı: Sahiplenmek! Bu sefer sahiplenilen yer üstelik Allah’ın evi Kabe…
***
Yedincisi NİSA suresinde:
“Eğer siz yasaklandığınız büyük günahlardan (kebâir) kaçınırsanız kusurlarınızı (seyyiât) bağışlar ve itibarınızı yükseltiriz.” (Nisa;31).
Buradaki “büyüklerin” (kebâir) ne olduğunu anlamak için de ayetin öncesine ve sonrasına (parağrafa) bakmamız yeterlidir çünkü tam anlaşılmadı.
Sizce bu ayetin öncesinde neden bahsediliyor olabilir?
Okuyun;
“Ey iman edenler! Birbirinizin mallarını karşılıklı rızaya dayanan ticaret yoluyla dahi olsa haksız yere yemeyin. Kendi kendinizi aldatmayın. Allah size karşı gerçekten merhametlidir. Kim haddi aşarak, haksızca bunu yaparsa yarın onu ateşe atacağız. Allah’a göre bunu yapmak çok kolaydır.” (Nisa; 29-30).
Yani: Ey iman edenler! Bırakın açıktan haksızlık yaparak birbirinizin malını yemeyi, “kamu” adını vererek “birbirinizin malı” haline getirdiğiniz ortak malı (beytu’l-mal), karşılıklı paslaşarak, eşe dosta peşkeş çekerek, usulsüz ihalelerle ve ulufe dağıtmalarla, alan memnun veren memnun tarzında dahi olsa yemeyin… Birbiriniz ile dışarıdan bakılınca sanki ticaret yapıyormuş gibi görünen ve fakat gerçekte danışıklı dövüş olan alışverişlerden sakının. Böyle yaparak kendi kendinizi aldatmayın…
Peki ayetin sonrasında neden bahsediliyor olabilir?
Okuyun;
“Allah’ın kiminize kiminizden farklı verdiği şeylere göz dikmeyin. Erkekler için kazandıklarından bir pay, kadınlar için de kazandıklarından bir pay vardır. Allah’tan, O’nun lütfunu isteyin. Allah her şeyi biliyor. Herkes için bir şeyler bırakabileceği varisler tayin etmişizdir; anne-babalar, yakın akrabalar, nikâh akti ile bir araya gelenler. Sözleşmelerinizden doğan payları verin. Allah her şeyi inceden inceye görüyor.” (Nisa; 32-33).
Yani: Allah “eşitliği” takdir etmiştir (Fussilet; 10). Rızık ve rızık kaynaklarını, yarattığı insanların eşitçe kullanacağı şekilde “taksim” etmiştir. Bu doğal taksimatta herkes farklı ve fakat eşittir. Kimine kiminden farklı yetenekler vermiştir. Bunları istismar ederek, farklılıklarınızdan eşitsizlik çıkarmayın. Tekel, kast, sınıf, hiyerarşi ve hegomonya oluşturmayın. İlahî/doğal taksimatta her şey herkese yeter. Ötekinin “payına” düşene göz dikmeyin, fazlasına tamah ederek eşitsizlik yaratmayın. Erkekler için kazandığından bir “pay”, kadınlar için de kazandıklarından bir “pay” vardır. Paylarınıza razı olun, daha fazlasına sahip olmaya çalışmayın. Bu paylar zaten aranızda varisler yoluyla birbirinize geçecektir, ihtirasa kapılmanıza gerek yok. Sözleşmelerden doğan haklara riayet edin, kime ne “pay” düşüyorsa adaletlice dağıtın; bölüşün, paylaşın…
Ayetin öncesini ve sonrasını okuyunca sanırım “büyük günah” (kebâir) neymiş anladınız; Başkasının payına göz dikmek… Daha fazlası hırsıyla mal toplamak… Kamu malını zimmetine geçirmeye kalkmak… Sahip olduklarıyla eşitliği bozmak; üstünlük taslamak, sınıf yaratmak, hegemonya oluşturmak…
***
Görüldüğü gibi Kur’an’da “büyük günah” bir şeyi sahiplenme (mülk) etrafında dönmektedir.
Bu, Kur’an’ın bir taraftan Adem kıssasındaki vesveselerin anası (şecere-i huld ve mülk-i la yebla) diğer taraftan da en “en büyük zulüm” (zulmün azîm) dediği şirk ile ilgilidir.
Şecere-i huld: Son sınırına varıncaya kadar mal toplama. Şecere: toplayan şey, huld: son sınır. Sembolik dilde “sonsuzluk ağacı”… (Taha; 120).
Mülk-i la yebla: Yıkılmayacak bir iktidar ve mal sahibi olma. (Taha; 120).
Şirk-i zulmün azîm: En büyük zulüm ortak olmaya kalkmak. (Lokman; 13).
Sözlükte şirk bir malın iki sahibi olması demektir. Örneğin “şirket” te mal ortaklığı vardır. Allah’ın mülkünden bir şeyi sahiplenip ortak olmaya kalkarsanız O’na şirk koşmuş olursunuz. Allah’ın mülkünden (gökler ve yer) hiç bir şeye sahip olamazsanız, sahip olduğunuz tek şey emeğinizdir, ondan da size bir “pay” vardır. Gerisi kamunun/herkesindir.
Bunları unutup Şeytanın vesvesesine kapılarak son sınırına kadar toplamaya (şecere-i huld) kalkar ve yıkılmayacak bir mülkün (mülk-i la yebla) peşinden giderseniz “büyük günah” işlemiş olursunuz.
Kur’an verileri ışığında “büyük günah” bu olmak icap eder.
İlmihal kitaplarındaki büyük günah listelerini unutun.
Yukarıda göstermeye çalıştığımız yedi yerde geçen büyük günah ayetlerini Kur’an’dan tekrar tekrar okuyun…
Kaydol:
Yorumlar (Atom)